Sanırım her şey günümüzde kreş denen konseptin bizim zamanımızda olmamasıyla başladı. İlkelerine ve insanlıklarına son derece bağlı olan annem ve babam Adapazarı / Arifiye’de öğretmenlik yaparlarken bugün Otokar firmasının olduğu yere çok yakın bir mahallede yaşıyorduk. Mahallemiz bölgeye iş için göçen Ağrı kökenli bir Kürt ailesinin yoğunlukta olduğu bir yerdi ve o zamanlardan en çok aklımda kalan babaannem olmadığı zamanlarda bana bakan Huriye teyzenin anaçlığı ve sevgisidir. Anne ve babamın calıştığı vakitlerde Huriye teyzemin yaptığı ekmekleri dişleyip bana çok büyük gelen mahallede dünyayı keşfediyordum.

Annem ve babam en sonunda serseri mayın gibi dolaşmamdansa ( o mayını defalarca patlatmıştım ) benim annemin yanında ilkokula gidip denenmemde karar kıldılar. 5 yaşımda ilkokulda tutunamayacağıma göre en azından göz önünde olurum diye düşünmüşlerdir herhalde. Gözönünde olayım diye götürüldüğüm yerde okumayı ve yazmayı ilk çözenlerden birisi olunca birden sırt çantam ve kitap, defter gibi ihtiyaçlarım hallediliverdi ve Arifiye’nin Kalaycı köyünde erken bir öğrenim hayatı başlangıcı yaşadım. Köyde “Önümüze gelene bir tekme!” modunda koştururken Adapazarı’nda bir dershanenin deneme sınavında birincilik ve sonrasında da o zamanki adıyla Anadolu Lisesi sınavında gelen başarı ile Aydın Anadolu Lisesi’ni kazandım. Babam Aydın’lı olduğu için oraya tayin başvurusu yapmıştı, ama tayin olmayınca ben halamların yanında serüvene başladım. Sonrasında ise özel bir yurtta devam ettim. Satranç hastalığı, Aydın ve Türkiye çapında gelen dereceler okulda sempati kazanmamı sağlıyordu ama gerek girmediğim dersler gerekse de orda burda Sakarya kanıyla kavga etmekten dolayı okulda durum epey zorlaştı ve son sene mecburen okuldan alındım. Tam rahatladım evimde rahat edeceğim derken Fen Lisesi süreci geldi umursamasak da ikna edildik ve az bir çalışmayla Adana Fen Lisesi’ne girdik.

11 yaşındayken Commodore64′de arkadaşlar oyun oynarken akan yazıları görüp ben de aynı şekilde Kero yazdırmalıyım diye başlayan süreç ve erken kodlama hayatı süreci Adana Fen Lisesi’nde o zaman KocUnisys tarafından yapılan bilgisayar labaratuvarının bana tesliminde etkili oldu. Neyse sonrası çeşitli geyik Türkiye dereceleri, yeni mezun CV’sinde önem addedecek bütün detaylar sonunda ODTU Bilgisayar Mühendisliği süreci başladı.

ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nde 3. sınıftan itibaren Görüntü İşleme konusuna yoğunlaştım ve özellikle Medikal Görüntü İşleme konusunda yapabileceklerimi incelemeye başladım. O seneki stajımda zor da olsa konuya yakın olabilecek bir firmada staj yapıp ilk Medikal Görüntü İşleme yazılımı deneyimimi Karyotip Analizi programı yazarak edindim. Son senemde ise yarı zamanlı çalışabileceğim işler bakmaya başladım. Her ne kadar ilgi alanım üzerine çalışmak istesem de Medikal Görüntü İşleme konusunda çalışabileceğim bir firma bulamadım. Önüme çıkan firmalar ya distribütörlük yapıyor ve çalışanlarından sadece sistem kurulumu ve müşteri hizmeti bekliyordu ya da hiç yazılım geliştirme deneyimi olmayan, bu işleri çok basit gören firmalardı. Görüntü işleme hem basit değildi hem de iyi öğrenebilmek için deneyimli mühendislerin altında çalışmaya ihtiyacım vardı. O günlerde yaşadığım zorlukları benden sonra gelenlerin yaşamamalarını sağlamak ve yardımcı olma fikirlerim buna paralel olarak olgunlaştı sanırım. İlgi alanıma yakın bana deneyim kazandıracak bir iş bulamayınca iki alternatif belirdi önümde. Ya yüksek maaş vaat eden ama gelişmeye set çeken banka ve türevi kurumlarda sistem bekçiliği yapacak ya da Medikal Görüntü İşleme’nin Görüntü İşleme kısmını bir kenara koyup diğer Tıp Bilişimi firmalarında şansımı deneyecektim. Sonuç olarak az kazanç getirse de hedeften uzaklaşmayacağım alanda devam etmekte karar kıldım. O zamanlar Hastane Bilgi Yönetim Sistemi ( HBYS ) firmaları yeni yeni adlarını duyurmaya başlamış ve buralarda bazı arkadaşlarım da çalışmaya başlamışlardı, bir diğer alternatif ise daha küçük bazı firmalarda Labaratory Information System ( LIS ) – Labaratuvar Bilgi Yönetim Sistemi ( LBYS ) konusunda çalışmaktı. HBYS işi daha yaygın olsa da beğenmediğim bankalardaki işlere benziyordu oysa LIS konusunda medikal cihazların yapıları üzerine öğrenebileceğim bir çok konu vardı. Sonunda LIS konusunda yarı zamanlı çalışmaya başladım ve başlarda çok fazla şey öğrenme imkanı buldum. Mezun olduktan sonra ise tam zamana geçtim ama yaptığım işler devamlı kendini tekrarlayan bir yapıya büründüğü için sıkılmaya başlamıştım. İş yerinden ayrılıp ya hep ya hiç mantığıyla Medikal Görüntü İşleme konusunda iş aramaya başladım. Önceki işimden kalan tüm birikimlerim bitmeye yüz tutmuş ve artık istemesem de yurt dışına gitmemin gerekli olduğunu düşünürken konuyla ilgili saplantılarımı bilen bölüm hocam Volkan Atalay Medikal Görüntüleme cihazları üreten bir firmanın bilgisayar mühendisi aradığını ve beni tavsiye ettiğini söyledi ve sonunda istediğim işe girebilecektim :)

Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra Üroloji üzerine çeşitli cihazların yazılımları projesinde sabırla çalıştım ve en sonunda X-Ray dünyasına uzanıp önce Ortopedi daha sonra da Kardiyoloji için yazılımlar geliştirmeye başladım. Bir yandan da bölümde yüksek lisans yapıyordum. Bu süreçte iş hayatında çok pratik çözümler üretmeyi öğrendim ama akademik anlamda okuduklarım ve yurt dışındaki firmalara baktığımda hala yıllar önceki sorunun devam ettiğini ve yapılan işlerin çok basit algılanmasından kaynaklanan kalitesizliğin baş düşmanımız olduğunu gördüm. Satışçılar olmayan özellikleri pazarlıyorlar ve biz sabahlara kadar çalışsak bile Ar-Ge’si yapılmayan sistemler ürüne dönüşmek zorunda kalıyordu. Sanırım kaliteli ürün çıkartma, hedeflenen ürün bitmeden pazarlamama ve müşterilere değer verme konusundaki fikirlerim de bu süreçte tam olarak oturdu. Çalışma arkadaşlarım umarım bu satırları okuduktan sonra titiz yapımı daha iyi anlayabilirler. Bu konulardaki hayal kırıklığımı ve arzularımı patronumla paylaşıyordum ilk başlarda bir şekilde şartların kötü olması ve satışın çok önemli olduğu gibi bahanelerle oyalandım ama ayrılmaya kararlı olduğum anlaşılınca benim de ortak olduğum bir Ar-Ge firması açıldı oysa benim derdim ortaklık falan değil sadece serbest çalışma ortamıydı. Bu ortam başlarda sağlandı belki ama zamanla yine aynı hatalar tekrarlanmaya başladı ve benim de ortak olmam dolayısıyla bu döngünün içerisinde kaybolup gitmem söz konusuydu. 2001 yılından beri PACS yapmak, farklı modaliteler için DICOM Viewer’lar ve bir çok faklı alanda Medikal Görüntü İşleme yazılımları geliştirmek ana hedefimdi ama git gide bu hedeften de uzaklaşıyordum. İtirazlar ve tartışmalar sonucu değiştirmedi ve piyasadaki diğer alternatifleri de görünce isteklerimin sadece kendime ait bir firmada hayata geçeceğine olan inancım yerleşti. Tabi bunun için ne yeterli param vardı ne de kurtlar sofrasında başarılı olacağıma inancım vardı başlarda ama yine de herkesin Ar-Ge ve innovasyondan bahsettiği ama aynı insanların / grupların dandik de olsa ürün peşinde koştuğu bir ülkede bilgiye yatırım yapan birinin, entellektüel zekanın başarılı olabileceğini göstermek önemliydi ve istifamı verdim…

Yine başa dönmüştüm, elde avuçta hiç bir şey yoktu ama tabi bilgi düzeyim epey ilerlemişti. Eşim ilk çocuğumuza hamileydi ama ben cillop gibi diploma ile işsiz güçsüz bir şekilde “Ankara benden kork! Yapacam, edecem!” modunda etrafta dolanıyordum. Ben bu modda etrafta dolanırken Volkan hoca sağolsun bir kez daha beni farklı bir alana ittirdi. Türkiye yerli savunma sistemleri planıyla ilerlemeye başlamış ve artık askeri ihalelerde sadece Ofset adı verilen %10′luk Milli Savunma payı yerine özellikle yazılım konusunda yerli yoğun bir yola çıkılmıştı. Gerçi daha önce orta ölçekli Video Analizi ve güvenlik yazılımı sistemlerinde danışmanlık yapmıştım ama hiç büyük proje deneyimim olmamıştı bu konularda. MilSoft firması TİHA ( Türk İnsansız Hava Aracı ) sisteminin Komuta-Kontrol yazılımını almış ve Görüntü İşleme – Kıymetlendirme konusunda danışman arıyordu ve Volkan Hocam beni o projeye tavsiye etti. MilSoft Genel Müdürü İsmail Bey’in de yoğun istekleriyle bu projede danışman olarak çalışma fırsatım oldu. Anlaşmamız gereği haftada 2 gün proje danışmanlığı yapacak ve bu sırada şirketimi hayata geçirebilecektim.

Yıllarca hem akademik hem de pratik anlamda Medikal Görüntü İşleme anlamında istediğim deneyime ulaşmıştım ama daha önce çalıştığım ortamlarda bana ana sorun olarak gözüken yazılıma basit bir iş gözüyle bakma konusunda hangi yolun izleneceği ve yazılımın mimari ve tasarım anlamında nasıl geliştirileceği konusunda deneyimim azdı ve standartların havada uçuştuğu, NATO Stanag’larına bağımlı ve bilgi birikimini korumaya odaklı sistemlerin nasıl geliştirildiğini görmek büyük şanstı. Sonunda yazılımın ciddi bir iş olarak ele alındığı bir yere hizmet ediyordum ve oraya verdiklerim kadar ben de o sistemden bir çok deneyim kazandım. 3 senelik danışmanlığımın sonunda istemesem de şirket işlerim büyüdüğü için artık MilSoft sayfası da sonlanmıştı. Bütün bu süreç boyunca MilSoft’un benim Medikal Görüntü İşleme konusundaki deneyimimin etkilerinden fayda gördüğünü, benim de yazılım geliştirme disiplini konusunda onlardan çok fayda gördüğümü düşünüyorum.

Artık bunca yıllık uğraşı meyvelerini vermeye başladı. Tüm personelinin Yüksek Lisans veya Doktora çalışmaları sayesinde üretmekten keyif aldığı bir firmam var. Yola şirket açmak veya kendi işimi kurmak amacıyla çıkmadım. Benim tek derdim çalışmaktan mutlu olacağım bir düzene sahip bir Türk firması bulmaktı. Tabi bu firmanın da Görüntü İşleme alanında çalışıyor olması lazımdı. Şimdi öyle bir firma var Medikal ve Savunma alanında başarılarımız ve hedeferimiz var. Benim çektiklerimi yaşamayacak çalışanları olan ve aldığı her işi başarıyla sonlandıran, bu süreçte de yeni açılımlar getirmeye çalışan bir aile olduk. Umarım devamı çok daha zevkli ve başarılarla dolu olacaktır.

Sonuç olarak ne diyebilirim ki? Çocukluğumdan beri inatçıydım yapmak istediklerim konusunda ve istediğim ortam oluşana kadar yılmadım. Türkiye’de yaşamayı hep sevdim ve istedim, yurt dışına gitmeyi de hiç istemedim. Sanırım bu isteklilik zamanla kendi işime sahip olmama arzumun önüne geçti yoksa ülkeden gidecektim. Artık yeni hedef sanırım genç kardeşlerime bunları anlatıp aragazı vermek olacak…